Misafir Kalem
Misafir  Kalem
06 Aralık 2015 Pazar
misafir-kalems@gmail.com
Haksız mıyım?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geçtiğimiz günlerde sınır ihlali yapan Rus uçağını vurmasıyla çalmaya başlayan savaş çanları, aradan geçen günlere rağmen hız kesmeden devam ediyor. NATO ülkeleri tarafından gönderilen gemiler Akdeniz’de çoktan yerini aldı. Çevremiz adeta mayın tarlasına dönmüş durumda.
 
Günümüzde tekrardan estirilmeye çalışılan ‘Osmanlıcılık Akımı’ şimdiden büyük bir kitlenin desteğini almış durumda. Sosyal medyada Ruslara karşı attığımız Osmanlı Tokatlarını şimdi bir kenara bırakarak “ Ne Kadar Osmanlıyız?” sorusunu samimiyetle kendimize sormamız gerekir.
 
21 yaşında öyle bir kimse düşünün ki; ikinci kez tahta çıkıp koca bir İmparatorluğun başına geçerek çağ kapatıp, çağ açmış olsun. Büyük bir komutan, mükemmel bir mühendis, adil bir yargıç ve bir o kadar da alçak gönüllü bir kimse. Fetih’e inanmış, kenetlenmiş bir halk…
 
Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki bağlık bir arazide mola verdiğinde Sultan Selim bütün askerlerin heybelerini aratır ve hiçbirinde meyve cinsinden bir şey çıkmaması üzerine ellerini kaldırıp dua etmeye başlar: “Allah’ım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lütfettin. Eğer askerimin içinden tek bir kişi, sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden vazgeçerdim.” der. Sonra Yeniçeri Ağası’na dönerek şöyle der: “Çünkü ağa! Haram yiyen bir ordu ile fetih mümkün olmaz.” diyen bir Padişah ve haramdan uzak duran bir ordu…
 
Bizleri arkamızdan vuracak bir NATO’yu ve yine ne yapacağı belli olmayacak olan bazı İslam Ülkelerini bir kenara koyup tek başımıza İran, Suriye ve Çin’in desteğini alan Rusya’ya karşı nasıl bir halkın savaşacağını sorgulamamız gerekmektedir?
 
Irkçılık yaparak ‘Kürt’ diye ayırdığımız vatandaşlarımızdan hangi yüzle Doğu Cephesi’nde bizimle birlikte savaşmasını isteyeceğiz?
 
Ortak paydalarımızı unutarak “O Alevi, Bu Sunni” diyerek yıllarca mezhep savaşı yapmışken, hangi din çatısı altında bir araya gelerek savaşacağız?
 
“Sağ, Sol” diye henüz yönümüzün adını bile koyamamışken, hangi yönde buluşup savaşacağız?
Sırf muhalif olmak adına Başbakan’ı, Cumhurbaşkanı’nı eleştirmeye devam ederken, savaşmak için hangi parti başkanının başa geçmesini bekleyeceğiz?
 
Toplum olarak savaşa henüz hazır değilken, acaba birey nezdinde gerçekten savaşa hazır mıyız?
 
Sevgiliye kızıp bir taraflarımızı keserken, düşmana kızdığımızda neremizi keseceğiz?
 
Gayrimeşru ilişki sonucu doğan oğlunu kendisine benzediği halde mahkeme kararı çıkmadan kabul etmeyen insanlara “Evladına Yaşayacağı Bir Vatan Bırak” diyerek mi ikna edip savaşacağız?
 
‘Adam’ olmayı ‘Polat’ olmak sanıp, “Ben Polat’ım” diyerek arkadaşlarını öldüren gençle mi? yoksa sahte kahramanlarla mı savaşacağız?
Trafik lambalarında yanan yeşil ışığı görmediği için; üç, beş saniye beklemeye dayanamayarak kavga edenleri “Bu Mevziden Akşama Kadar Sakın Ayrılma” diyerek ikna ettikten sonra mı savaşacağız?
 
Kardeşinin ineklerinin bahçesine girmesini hazmedemeyerek silah çekenleri “Malını- Mülkünü Bırak” diyerek mi savaşa götüreceğiz?
 
Sokaklarda kullandıkları uyuşturucular sebebiyle “Ne yapacakları Belli Olmayan” sağlıklı düşünemeyen deyim yerindeyse binlerce patlamaya hazır bomba gencimizle mi savaşmaya gideceğiz?
 
Evinin önündeki bakkala dahi yürüyerek gitmeyi gözü kesmediği için arabasıyla giden vatandaşlarımızla mı savaşa gideceğiz?
 
Komşusunun çocuklarının gürültüsüne dayanamayarak silah çekenleri top seslerinden kulaklarının sağır kalacağı cephelere mi götüreceğiz?
 
Grip nedeniyle başvurduğu Acil Serviste “Benim Hastam Daha Acil, Önce Benim Hastama Bakın” diye kavga eden burun akıntısı olan hastalara “ Kanın Akmayacak” diyerek garanti verdikten sonra savaşa gideceğiz?
 
“Müslüman Müslüman’ın Kardeşidir” anlayışını yüreğine nakış etmiş bir Osmanlı’nın günümüz temsilcileri asırlarca süregelmiş anlayışı “Müslüman Müslüman’ın Katilidir” şeklinde değiştirmiştir.
 
Özürlü akrabasına, aile efradına tecavüz edenleri, etme niyetinde bulunanları “Düşman Çocuklarına Tecavüz Eder” diye mi korkutup savaşa götüreceğiz?
 
 
Çalışmadan zengin olmayı düşünen bir toplumdan malını, canını vererek savaşmasını istemek sanırım en büyük hata olsa gerek.
 
Bizler ortak dertlerimizde bile ağlamayı becerememişken bizi her fırsatta satan, halimize her daim GÜLEN’ lerle mi savaşacağız?
 
Keramet, Osmanlı Bayrağı ve isminde ise “Hepimiz Osmanlı’yız, Hepimiz Fatih…”
  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Türkiye İstihbarat
300x250 reklam alanı
Facebookta bizi bulun
TÜRK DÜNYASI